5 Ağustos 2013 Pazartesi

Elit / The Elite - Keira Cass

Serisi: The Selection #2
Orijinal Adı: The Elite
Yazar: Keira Cass
Çeviren: Derya İmer Aydınlık
Yayınevi: DEX
Basım Yeri-Yılı: İstanbul, 2013
Syf. Sayısı: 289

Tam Takım Eleştiri! :)



   The Selection serisinin ikinci kitabı The Elite, beklentilerimi çok karşılamadı yine. Bu seride tüm zamanların en sevmediğim ana karakteriyle beraber ilk kitaptakinden daha heyecanlı bir hikâye takip ettik. Ve ben America’yla her zaman olduğu gibi sürekli bir kavga halindeydim. Yani, bir kız karakterle bu kadar mı zıt düşer insan… Ama yok, yok yani. America’yla burcum barışmayacak hiç.
   Ve bu sefer de Maxon’ı öldürebilirdim! Tanrım, çok kafa karıştırıcıydı. Herkes hem en doğru kişi, hem bomb*k. Bu kitapta da kesinlikle Aspen’li sahnelerde huzur buldum ve sık sık America Seçim’i bitirip Aspen’le gitsin istedim. Maxon’a çok sinirlendim ama Maxon’ın hareketlerinin suçlusu da America ki. Bir insan hep mi bir erkeği elinde tutması gerektiği zamanda yapması gerekenin tam tersini yapar? Bir sahne yaşanıyor, diyorum ki, tamam işte şimdi bir öpücük tüm buzları eritir, kız ağlıyor ya. Ağlanmayacak yerde ağlıyor, tövbe estağfurullah. İki şeyi doğru yapıp takdir toplasa, üçüncüsünde batırıyor. Kitabın sonunda tüy dikti zaten. Saray ve Prenseslik için en uyumsuz karakter o yemin ediyorum. America yüzünden zavallı kapak kızına bile gıcık oldum.
   Ama kesinlikle ilk kitaptan daha iyiydi. Yine de bana hitap etmediğini anlamışsınızdır zaten, ama yine de seriyi tamamlayacağım. Amma velakin, yine de yazarı amatör buluyorum. Konuyu tanımlayamıyorum; romantizm deseniz, gerçek bir romantizm yaşanmıyor –romantizme de illet olurum zaten, romantik laflar kıllandırıyor beni. Aksiyon deseniz, aksiyon dışarıda gerçekleşiyor, bizimkiler kapalı bir odada bekliyor. Özgürlük savaşı deseniz, son kitap gelip çatacak daha ne sosyal düzenleri için ne isyanlar için lafı edilecek bir gelişme oldu. Sanki yazar taşın altına elini koyamıyormuş gibi geliyor bana. Kitabın en sonunda America gönderilseydi, seriyi baştan yaratacak müthiş bir son kitap kurgulanabilirdi diye düşünüyorum. Ama yazar tüm dönüm noktalarında olduğu gibi burada da geri adım attı.
   Arka kapak yazısını daha usturuplu buldum bu sefer. Ve kapak tasarımı yine müthişti.
   Maxon’ın yaptıkları yenilir yutulur cinsten değildi. Ne ilk öpücüğün America’yla olmasının bir önemi kaldı, ne başka bir şeyin. Çünkü kabul görecek bir açıklaması bile yoktu, mahzun konumunda olması dışında – en sonunda da sempatiyi öyle topladı yeniden. Herkes, “Maxon anlaşılan seni çok seviyor,” havasında olmasa, pat diye sevmiyor çıkacak diye bile beklerim. Bana uygun değil vatandaş romantik erkek. Ne zaman romantizm yapsalar işkilleniyorum. Çünkü gerçek değil, fantezidir romantizm. Söylemek istediğin için söylersin, gerçek hisler oldukları için değil. Bana Travis Maddox tarzı erkekler lazım:

Kapısının önünde durup, “Çünkü Hoffman’dan çok kimin memelerine baktığından endişe ediyor olacağım,” dedi. 
“Kimin ne düşündüğünü önemsemediğini söylediğini düşünüyordum.” 
“Bu farklı bir senaryo Güvercin.” Tatlı Bela, syf. 74



   Veya Gideon Cross gibi.

Elini uzattı. “Ver onu bana.” 
“Almak istemezsen hiç bozulmam…” 
“Kapa çeneni, Eva.” Parmaklarını oynattı. “Ver onu bana.” Sana Soyundum, syf. 175


   Yani, bana dürüst erkekler lazım.
   Bu kitapta, America’nın sığınabileceği güvenli limanı Aspen’di. Yazarı en iyi takdir ettiğim nokta bu; erkek karakterlerden hangisinin kazanacağına asla emin olamıyorum. Celeste’ye bile bu kitapta biraz sempati besledim. America’yla en uyum halinde olduğum an Celeste’ye daldığı andı. J

3 puan ilk kitabına verdiğim için bu kitaba az gelir ama 4 puan için de yetersiz. En iyisi 3,5 puan vermek.

Gab'den Sevgiler!