10 Aralık 2013 Salı

Cicilerimmm!!



   Tamam belki yorum yayımlamak konusunda bir özürlüyüm, ama bu sizler gibi bir roman aşığı olmadığım anlamına gelmiyor. Çoktan  bu yılki 1'i yazın 17'si sömestir başladığından beri olmak üzere 18. kitabımı aldım bile! Marquis De Sade tarafından yazılan İpek Ten'i henüz gerçekten sabredip de okuyamadım, onun haricinde Armentrout'un -aşkımın- Tanrı'sını ise seriyi bir kez daha gözden geçirmek istediğim için henüz okumadım. Araya çok zaman girince ayrıntıları unutuyor insan ve ben ayrıntıları unutmaktan hiç hoşlanmam.

   Hepsini çoktan okudum, ama bunlar aldığım son posta. O yüzden mutluluğumu paylaşıyorum. 
İnsanın yeni işe girmiş arkadaşının olması çok iyi bir şey, gerçekten. Kitapçımda param olmadığı için umutsuz umutsuz gezerken masum ve de yavru kedimsi bakışlarım yüzünden bana kıyamayıp Ejderin Tutkusu'nu 3. maaş hediyesi olarak, Köken'i de abla merhameti olarak elde etmiş bulunuyorum! Nihaahh!



   Hatta şu an Ejderin Tutkusu'nu bitirince nostalji olsun diye Ejderin Aşkı'nı bir kez daha okumuş ve şimdi de tam şu anda elimde Ejderin Arzusu'yla post yayınlamaktayım. Deli blogger'ınız sadece her zamanki gibi biraz deli, meraklanmayın.

   Umutsuz'un yorumunu en kısa zamanda paylaşacağım. Aslında hazır ama netbook'uma elimi süremediğim acınası anlarımdan birine deftere yazmıştım, şimdi pc'ye aktarmam gerek. Muck muck öpüldünüz. Şapur şupur 
 Kendinize iyi bakın! Gab sizi seviyor!

Ölmem Gerekirse / If I Should Die || Amy Plum

Seri: Geri Dönenler #3
Yazar: Amy Plum
Çeviren: Esra Çakıruylası
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Syf. Sayısı: 407
Basım Yeri-Yılı: Ankara, 2013

DİKKAT! Bu masal ağır spoiler içerir.






  • Kate birkaç dakika içinde bedenim artık var olmayacak. Şu andan itibaren senin için yapabileceğim tek şey seni güvende tutmaya çalışmak. Bir insanla bir geri dönen -bu zaten yeterince zorlu bir mücadeleydi. Ama bir insanla bir hayalet? Mon amour, bunu asla istemem senin iç... Ve işte buraya kadardı. Bunlar Vincent'ın beni bir nehir kıyısında, kış rüzgarının ıslığı ile bir başıma bırakıp gitmeden önce bana söylediği son sözlerdi.. - syf. 15

  •    Geri Dönenler üçlemesinin son kitabı  Ölmem Gerekirse, enfes görüntüsüyle aylardır raflarda bizlerle. Bu gece bitirmiş bulunuyorum ve içimdeki taze acıyla yazmaya başlıyorum.

       Kitaplarımın her biri benim dünyamdır. Onların içinde ölümsüz ve sadık arkadaşlarım var; kalplerindeki sevginin sabit olduğunu bildiğim arkadaşlarım ve sevgisinin saf gerçek olduğunu bildiğim sevgililerim var...

       Onlardan birine bir şey olunca, bu içimi parçalıyor. Neyse ki kitabın başına dönersem ve o bölümü okumazsam, onlar yine var... Sonsuzlar.

       Jean-Babtiste'i kaybedince Gaspard için duyduğum acı öylesine tazeydi ki. Bir insanın 149 yıllık 'öbür yarısı'nı kaybetmesi çıkışsız bir acı olmalı.

       Geri Dönenlerin hayatı bu yüzden hiç adil değil. bir insanın tüm sevdiklerinin ölümünü görecek kadar uzun yaşaması hiç adil değil. Bu yüzden ölüm güzel bir şey bardialar için. Ama aynı zamanda yine hiç adil değil. Bir bardia ölümüyle sonsuzluğun çıkmazından ve acısından kurtuluyor ama geride kalanlar onunla bir insan ömründen uzun süredir onunla omuz omuza olanlar oluyor. Yas herkes için tarifsiz acı taşıyan bir haldir, ama ya böylesi bir yas? Aslında içimizdeki ölümsüzlük arzusuyla yarattığımız bu ölümsüz kitap dünyalarımız (geri dönenler, vampirler, melekler, vs.), bana ölümlü bir ölümsüz olmak fikrinin ne kadar acı verici olduğunu gösteriyor.

       Bu kadar ağırbaşlılık yeter. Eleştiriye dönelim: Bu kitapta isterdim ki esas kız hikayenin en büyük süper kahramanı olmasın, yalnızca başta olduğu gibi kahramanın elinden bir şey gelmeyen sevgilisi olarak kalsın. Yani Kate'in geri dönen olacağından emindim ama Şampiyon'un Vincent olması ve Kate'in ekstra hiçbir gücü/garipliği olmaması hoşuma gidiyordu. Yine de bir noktada beklenen bir gelişme olmaya başlıyor ve Plum karakteri çok da Superman havasına sokmadığı için, bu Şampiyonluk beni baymadı.

       Jules'un gidişi ciğerimi dağladı; Charles ise ne kadar böyle daha iyi olacağını bilsem de düşündükçe üzüyordu beni ama sanırım bu en son pat! diye yardıma geldiği sahnede kabullendim onun artık Almanya'da olmasını.

       Bir noktada Charlotte-Ambrose birlikteliğinden tamamen umudumu kesmiştim ve Charlotte için yeni bir manita çıkagelmesini bekliyordum; bu benim için biraz hoş bir sürpriz oldu.

       Kitabın başında uzun uzun yüreğim ağzımdaydı. Vincent'la ilgili o ilk konuşma çok dokunaklıydı -gerçekten gözlerim doldu- ve 'arayış' sahneleriyse çok gergindi. Yazarımız gerilim hissini gerçekten hiç elden bırakmıyor: Kate guérisseur mezarlığına girdiğinde ben dışarı çıktıktan bir kaç paragraf sonrasında bile her an sopa yutmuş gibi gergin gergin saldırı bekleyerek okudum. Kesinlikle çok iyiydi.



       Kate'in arkadaşlarıyla buluşup New York'taki "terk etmişliğini" geri toparlaması beni tatmin etti. Sanırım oralar terk ettiğimde kalbimde boşlukları kalan arkadaşlarımla ilgili bir yerlere dokundu.

       Kitabın baştaki arayış kısmını çok hızlı geçmek istedim çünkü o kitaplarla ilgili uzun sık anlatımlar, bana geleceğini bildiğim kavuşma ve sonrası için merak ettiklerime ulaşamıyormuşum, aramda çok fazla fuzuli laf varmış hissi yaşattı. Aslında geri dönüp bakınca güzeldi de. Belki de kitap biraz daha uzun olmalıydı.

       Bir şeyler eksik kalmış gibi hissettim. Bir epilog iyi giderdi.
       
       Ama savaş sahnesinden memnun kaldım. Sonuçta II. Hitler eşliğinde III. Dünya Savaşı okumuyoruz; bir boşluk anını yakalayıp bıçağı saplarsan alt edilecek ve ateşe atınca da yok olacak yeni taraf değiştirmiş bir düşman bu. Sürekli elden kaçan öldürme fırsatlarıyla gerilimi arttırılmış uzun ve devasa savaş sahnelerinden daha iyi gitmiş. Gerçekçi olalım, sonuçta Paris'in göbeğindesin yani; otuz kırk kere savaş meydanlarında toplanamazsın, polisi var itfaiyesi var, tek seferde hallolmalı. Ve pazarlıklar her zaman yolunda gitmez. Kimsenin sözüne uymadığı ve etrafta destek bekleyen bir pazarlık anı; ve bir şeyler patlak verip savaş çıktığında Jackie-Chan - Jet Lee dövüşü varmış gibi abartılmamış bir düellonun sonunda, kimse ne olduğunu anlayamadan hoop diye alınıveren düşman kellesi. Tam bana göre.

       Bence bu savaş gerçekliğe/inandırıcılığa uygun ustaca basit bir düellonun ve yine de heyecanını hiç yitirmeyen  gergin ve üzüntülü bir savaşın olduğu bir bölümdü. Etkilendim. Ama yarım kalmışlık hissettim. Çünkü bu -eğer Crossfire'daki gibi son anda değişmediyse- final kitabı ve her şeyin yoluna girdiğini, belki Gaspard'ın yok olmayı seçtiği, ve herkesin yasını tutup toparlandığını, savaş yaralarının sarıldığını gösteren bir epiloğa ihtiyaç vardı.

       Bu eleştirilerim ve övgülerim ile bu kitabım için puanım belki 4.

       Tavsiye ettiklerim arasındalar. Eğer seriyi okuyorsanız, muhakkak bitirin. hiç okumadıysanız da Paris'te ilginç bir hikaye ve romantik bir aşk size iyi gelebilir.

       Au revoir!

    Gab'den Sevgilerle!