14 Mayıs 2014 Çarşamba

Senden Önce Ben / Me Before You || Jojo Moyes

Kitap Adı: Senden Önce Ben
Özgün Adı: Me Before You
Yazar: Jojo Moyes
Yayınevi: Pegasus
Çeviri: Ayşe Görür
Syf. Sayısı: 479
Basım Yeri-Yılı: İstanbul, 2013

Not: Bir spoiler topağından oluşmaktadır. Ancak kitabın sonunu biliyor olmak okurken duygularınızı değiştirmemekle birlikte, güzel sahnelerde gülerken göğsünüzden acı bir hıçkırık kopmasına sebep olmaktadır.


   "Will..."
   Eğilip ağlamaya başlamıştım. "Will..." İsmini söylüyordum. Sesim hırpalanmış bir şekilde tekrar tekrar göğsümün derinliklerinden çıkıyordu. Labirentin dışında uzaklarda bir yerlerde onun sesini duydum.
   "Louisa? Louisa, neredesin? Ne oldu?"
   Köşedeydim. Çitin olabilecek en uzak köşesinde duruyordum. Ağlamaktan gözlerim bulanıklaşmıştı. Kollarım bedenimi sımsıkı sarıyordu. Dışarı çıkamamıştım. Artık sonsuza dek burada kalacaktım. Kimse beni bulamayacaktı.
   "Will..."
   "Neredesin?"
   İşte karşımdaydı, önümde duruyordu.
   Yukarı bakarak, "Üzgünüm," dedim, yüzüm buruşmuştu. "Üzgünüm. Yapamıyorum..."
   Kollarını uzatabileceği kadar biraz uzatabildi... "Aman Tanrım, ne oldu? Buraya gel Clark." Öne hareket etti ve öfkeyle koluna baktı. "Lanet olası işe yaramaz şey... Geçti. Sadece nefes al. Buraya gel. Sadece nefes al. Yavaş yavaş."
   Gözlerimi sildim. Onu görünce paniğim yatışmaya başlamıştı. || syf. 328-9

   Yorumum:
   Senden Önce Ben için son bir kaç yılın en kitabıydı diyebilirim. Şunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki içinizde hiç olmamasını dileyeceğiniz bir iz bırakacak.
   Senden Önce Ben'i ilk kez geçen yaz okumaya başladım. Ancak kitabın yarısına gelmemiştim ki bunu kaldıramayacağımı düşünüp hemen bıraktım ve başka kitaplara başladım. Fakat, hoş, unutmadım. Zihnimin bir köşesi hep Senden Önce Ben'in okuduğum tekrar ediyordu, zaman zaman aklımda birden kitaptaki ayrıntılar canlanıyordu, bu da beni kitaba çekiyordu. Ama abartmıyorum, üstüne onlarca kitap okudum. Ancak bir yanım hep yarım kalmıştı; Lou'nun Will'in fikrini değiştirebileceğine olan inancı sönük bir şekilde içimde umudumsu bir kırıntı olarak kalmıştı. Will'in saçlarını ve sakallarını kesişi anılarımda acı bir mutlulukla yer almıştı. Ve bu yıl, geçen cumartesi, ilk kez Senden Önce Ben'i elime yeniden alaca cesareti buldum. Ve kalbim kırıldı... Hem de hiç tahmin edemeyeceğim kadar. Will'in iyileşmesini umutla beklerken, tıpkı Nathan'ın Clark'a  dediği gibi, böyle mucizelerin yalnızca romanlarda olduğunu biliyordum ve  bu bir gerçek kitabıydı. Aşktan başka mucizeye yer yoktu kitapta, tıpkı gerçek hayattaki gibi. Siz okudukça 6 aylık geri sayım işliyordu, Will iyileşemese bile bile Clark'ın onun fikrini değiştireceğine dair beslediğiniz umut artarken Will'e karşı duyduğunuz aşk da artıyordu, ama her sayfada günler tükeniyordu.
   Clark hikayesini anlatırken "4 gün sonra..." dediği her seferde içimden bir şeyler koptu çünkü geri sayım çok hızlı bitiyordu. Sanki onu ellerimle tutup durdurabilirmişim gibi bir his kapladı içimi, sonra bunun bir kitap oldyğunu hatırlayıp üzüldüm çünkü gidişatını değiştiremezdim.  Clark'ın yerine Will'e "Seni seviyorum, gitmeni istemiyorum..." diyemezdim. O kadar çok istedim ki Louisa'nın ona onu sevdiğini söylemesini; kitabın kenarına yeni cümleler karalayabilirdim. Yaşanan her sahnede, Will gülümsedikçe ondan daha çok sevindim güzel gitmesine ve her şeye birkaç göz yaşıyla eşlik ettim. Will'in eskiden olduğu o güzel adama ulaşamaması canımı yaktı. Kendisinin canına susamadığını ifade ettiği o yağmurlu günde motoruna binmeyip taksi çevirmeye gittiğinde, aynısını düşünememiş bir bencilin motosikletinin altında kalması kalbimi kırdı.
   Clark Will'e onu sevdiğini söylediğinde içim ışıkla doldu sanki; Will ona bunun yeterli olmadığını söylediğinde satırları önce idrak edemedim, çünkü bir kuadripleji hastasıyla sağlıklı birinin olası birlikteliğinedair senaryolar üretmeye başlamış oluyorsunuz, sonra ilk kararın devam ettiğini idrak edince  içimdeki her şey yıkıldı, Clark'la birlikte. Ama en çok Clark'a kızdım; o gün ve o günden sonraki son bir haftasında Will'i yalnız ve sevdiğinden uzakta, kalbi kırık, mutsuz, hüzünlü bıraktığı için.  Çünkü o gittiğinde ardından yolunu kaybeden kendisi olacak olsa bile, kimse son on gününü yeni aşık olduğu, konuşmak istediği, gülmek istediği tek kişiden ayrı geçirmemeli...
   Ve o gün geldiğinde, Clark evde otururken Will ondan uzakta gözlerini kapatacak diye çok korktum. Annesi Clark'ın önüne gidemezsin diye dikildiğinde Clark'ın "kendi kararımı kendim veririm" dediği ve annesi geri dönemezsin dediğinde sadece kapıdan çıkıp gittiği sahnede, onu hiç olmadığı kadar desteklediğimi hissetmiştim.
   Will'in yanına ulaştığında, tekrar nefes aldım; ve ta ki Will "Annemleri çağırır mısın?" diyene kadar içimdeki umudun yeniden yeşerdiğini farketmemiştim... Ve kalbim kırıldı. Öyle çok kırıldı ki...
   Daha hiç bir kitabı sonuna kadar hıçkıra hıçkıra ağlayarak okuyacağımı düşünmemiştim. Her şeyin bir ilki varmış; sonuna kadar hıçkırarak ağladım. 479 sayfaya 6 aylık bir yaşam sıkıştırmıştı yazar ve inanamayacaksınız ama, şimdi içime yerleşen, aslında hiç yaşamadığım ama tamamıyla benim olan bu 6 aylık yaşamı, Will'in aşkını ve Will'in yasını nasıl atlatmam gerektiğini düşünüyorum.
   Will, benim hayallerimi yaşamış bir yakışıklıydı ve hayatı hiç kimsenin haketmediği bir noktaya gelmişti. Lou'ysa tıpkı benim gibi ailesiyle küçük hayatına tıkılıp kalmış bir kadındı. Bu yüzden bu kadar bağlantı kurdum sanırım onlarla, hoş, her okuyan benimle aynı durumdaymış. Sanırım onlarda çok kaybetttim kendimi, çok umut ettim ama çok umutsuz bir anın hikayesiydi bu.
   İçimden Moyes'e, o en az on yıllık süreye katlanıp en azından kollarını kullabileceği bir güne gelebilecek mi diye yaşamayı seçsin, diye yalvarmak geldi fakat biliyordum ki bu benzeri çokça yaşanmış ve bitmiş bir hikaye.
   Her okuyanda olduğu gibi, eğer okumadıysanız cesaret edin ve okuyun. Çünkü 5 üzerinden 10 verilebilseydi verirdim bu hikayeye. Ömrünüze fazladan altı ay sıkıştıracak yazar ve en kötüsü de ölmesine engel olamadığınız bir sevgilinizin yasıyla baş başa kalacaksınız; ama hiç kimse bu hikayeyi okuduktan sonra geçmiş ve gelecek üçer yılın en iyi kitabını okuduğunuzun aksine ikna edemeyecek sizi.

   Yazımı şöyle bitirmek istiyorum:
 Hoşçakal Will...

(11/14 Mayıs 2014)
Gabriella...